|
Tweet |
Hoşgörünün Arapça karşılığı müsamaha, Latince'deki karşılığı ise toleranstır. Hoş-görü katlanmak,tahammül etmek,umursamamak,göz yummak,sabretmek,affetmek ve anla-yışla karşılamak anlamlarına gelir. Dinde hoşgörü;sabretme,affetme ve anlayışla karşılama anlamları ile bir değer ifade eder,yoksa her halükarda yanlış olan ve inancımıza ters olan bir davranışı iyi görmek değildir.
Daha çok üstün asta yada aynı durumda olanların birbirlerine karşı hoşgörüsü, hoşgörüden beklenen neticeyi verir. Astın üste yada mazlumun zalime karşı hoşgörüsü gerçekte bir hoşgörü değil kelimenin tam anlamı ile bir zillettir. Bizler daha çok kendimi-ze karşı yapılmış hataları, mekruh nevinden yapılan ayıpları ve sehven yapılmış kusurları hoş görebiliriz,[120] Allah'a itaatsizliği ve kamu hukukunu ihlal suçunu hoş göremeyiz.[121] Çünkü bu tür suçlar gerçek hoşgörüyü yok edecek ve sosyal barışı bozacak niteliktedir.
Hoşgörü,kişisel bir erdemdir, düşünceleri ve hayat anlayışı ile örnek olma duru-munda olanların asla vazgeçemeyeceği bir haslettir. Ancak bu erdemin de diğer erdemler gibi ölçülü kullanılması gerekir. Yersiz ve aşırı hoşgörü zillettir.[122] Peygamberimizin öl-çülü,yumuşak,hoşgörülü ve yapıcı davranışı Allah tarafından övülmüş ve bu davranışının davetindeki başarıyı önemli ölçüde etkilediği beyan edilmiştir:
"Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba ve katı kalp-li olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi. Onları affet,onlar için mağfiret dile ve yapacağın işlerde onlarla istişare et."[123] Müslümanlardan da karşılaştıkları olumsuz durumlarda sa-bırlı olmaları isteniyor:
"İyilikle kötülük bir değildir. Sen kötülüğü en güzel şeyle sav. O zaman seninle düşmanlığı olan kimse sanki candan bir dost olmuştur. Bu haslete ancak sabredenler kavuştu-rulur,buna ancak büyük payı olanlar kavuşturulur."[124] Bu ayet,hoşgörü ile düşmanlıkların nasıl dostluğa dönüştürüldüğünü ifade etmektedir. Bir başka ayette de ;
"Belki Allah sizinle,düşman olduklarınız arasında bir dostluk meydana getirir"[125] buyuruluyor. Bu da ancak müspet hareket,güzel davranış ve hoşgörü ile mümkün olur ve bu iyi davranışlardan razı olan Allah, düşman kalpleri birbirine ısındırarak dostluklar mey-dana getirir. Hz.Ali döneminde ortalık karışınca Kostantin, İslam ülkelerinde yaşayan hı-rıstıyanlara haber göndererek müslümanları yok etmek için işbirliği önerir. İslam ülkesi-nin vatandaşları olan hırıstıyanlar, "Biz sizin egemenliğinize müslümanların hoşgörülerini tercih ederiz." diye haber gönderirler.[126]
Hoşgörü,barış kültürü oluşturmanın araçlarındandır.[127] İnsan,bilmediğinin düşmanı-dır ve düşmanı olduğu şeye karşı tahammülsüzdür.
Tahammülsüzlük,hoşgörünün tam zıd-dıdır,kavganın ve çatışmanın zeminini hazırlar. Bu sebeple çatışmaya girmeden önce karşı tarafı tanımaya çalışmak,isteklerini bilmek belki de çatışma ile ortaya çıkacak büyük bir zararın önüne geçecektir. Barış hoşgörü ile elde edilir, diyalog ise önyargılarımızdan hoş-görüye geçişi sağlayan önemli bir köprüdür. İnsanlar konuşarak anlaşırlar,düşmanca duy-gular,diyalog ve hoşgörü ile eritilir. Diyaloğun Kur'ani ifadesi, Hucurat suresinin 13. aye-tinde söz konusu olan tearuftur(tanışma-kaynaşma). Diyalog,verimli,önyargısız ve sami-miyetle yapıldığında Kur'an'ın işaret ettiği tearuf gerçekleşir. İnsan merkezli kültürel ve medeni gelişme ancak tearufla mümkün olur.[128] Nimet ve külfeti ile globalleşen dünyamız-da,sorunların üstesinden tek başına gelme imkanı kalmamıştır. Ulusalar arası arenada iyi diyalog kurabilen ülkeler,hem siyasi ve iktisadi yönden gücüne güç katacak,hem de dünya barışının sağlanmasında önemli bir misyonu yerine getirecektir.
Kur'an'da, Yahudi ve Hırıstıyanların içine düştükleri açmazlara değinilmekle birlik-te onları onure edecek bir üslup kullanılmakta ve "Ya ehle'l-kitab=Ey ehl-i kitap" diye ses-lenilmektedir. Yine Kur'an, ehl-i kitabı asgari müştereklerde birleşmeye çağrır:
"De ki:'Ey kitap ehli,gelin aramızdaki ortak bir sözde(tevhid) birleşelim:Yalnız Allah'a kulluk edelim,O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım."[129] Allah, hoşgörüsü ile ehl-i kitaptan kimlerin müslümanlara daha yakın ve kimlerin daha uzak olduğunu da açıklıyor:
"İnananlara karşı düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi olarak yahudilerle müşrikleri bulursun. Onlardan insanlara sevgi bakımından en yakın olarak da "Biz Hırıstı-yanız" diyenleri bulursun. Bunun sebebi onların içinde bilgin ve rahiplerin bulunmasıdır ve onlar büyüklük de taslamazlar."[130]
Peygamberimizi ziyaret eden Necran heyetinden bir grup müslüman olduğu halde bir grup dininde kalmış, bu sırada Peygamberimiz mescidinde, hırıstıyanların kendi usullerine göre ibadet etmelerine izin vermiştir.[131]
Geçmişte ve günümüzde meydana gelen savaşların çoğu siyasi ve ekonomiktir. Kriz yönetimi ile ülkeyi idare eden siyasetçiler,halklarını kahramanca savaştırmak için, dinlerin, zulme karşı mücadele emrini ustalıkla kullanmışlardır. İnsanlar diyaloğa geçme-den birbirlerine bir şeyler anlatamazlar. Savaşlar kin ve nefreti,diyaloglar sevgi ve muhab-beti doğurur. Hoşgörü ve diyalog, barış içinde yaşamanın temel şartıdır. İslam'ın elli yıl gibi,bir ümmetin oluşumu için kısa sayılabilecek bir zaman diliminde bölgesel bir güç olması, yüzyıl içinde kendi medeniyetini kurmaya başlaması ancak onun engin hoşgörüsü ile olmuştur. Bu sebeple dünya çapında istikrarın tesis edilebilmesi için İslam'a ve müslümanlara şiddetle ihtiyaç vardır.
İnsanların düşünce yapısında önemli bir yeri olan dinlerin ve fikirlerin kendilerini kolaylıkla ifade edebilmeleri fakat herhangi bir dayatmaya gitmemeleri dünya barışı için zorunludur. Yani din ve vicdan özgürlüğünün dünya çapında teminat altına alınması için farklı inanç ve düşünce grupları arasında başlatılacak samimi diyaloglara ihtiyaç vardır:
Kaynak: Üçlü hikmet dersleri
