|
Tweet |
Şehit kelimesi ya meful anlamında kendisine şahitlik edilen (meşhûdun leh) veya fail anlamında şahittir. Meful anlamında alınırsa, ölüm anında yanında melekler hazır ve şahit oldukları veya Allah tarafından cennete girme ile lehine şahitlik yapıldığı ya da ölmeyip diri olduğuna şahitlik yapıldığı için şehit adı verilmiş oluyor. Fail anlamına alınırsa, diri (hay) ve Allah’ın huzurunda kutsal bir makamda hazır bulunduğu veya Allah tarafından kendisine hazırlanan büyük nimet ve ikramları müşahede ettiği ya da Allah’ın Peygamberini inkâr edenlerin aleyhine kıyamet günü Hz. Peygamberle birlikte şahitlik edecekleri için şehit adını almış oluyorlar. Ayrıca Hz. Peygamber’in, “Ben onların Allah yolunda canlarını verdiklerine şahit ve şefaatçiyim.”[23] buyurdukları için de onlara bu ad verilmiştir.[24]
Bilindiği gibi İslâm hukuku kitaplarında pratik hayatta hak ve yükümlülük gerektiren konu ve meseleler ele alınmaktadır. Şehitlikle ilgili bölümlerde de kamil şehit veya dünya ve ahiret şehidi adı verilen şehit çeşidine yapılması gereken bazı pratikler olduğundan ötürü, daha çok bu konuda açıklamalar yapılmakta, tarifler verilmekte, gerekli şartlar sayılmakta; bunun dışında kalan şehit çeşitleri hakkında fazla bir tafsilat verilmemektedir. Bundan ötürü de şehitliğin terim tarifi yapılırken diğer şehit çeşitleri hesaba katılmamaktadır. Biz bu durumu göz önüne alarak önce şehitlerin çeşitlerine dair açıklamalar yapacak daha sonra da kamil şehit için verilen tarif ve şartları kaydetmeye çalışacağız.
ŞEHİTLİĞİN TÜRLERİ
Kaynaklar üç çeşit şehitten söz ederler. Bunlar, dünya ve ahiret şehidi veya kamil şehit, dünya şehidi ve ahiret şehidi olarak adlandırılırlar.
ŞEHİTLERİN GÖMÜLMESİ
Hz. İbn Abbas’tan rivayet edilmiştir: “Hz. Peygamber, Uhud şehitlerinin demir ve deri cinsinden olan giyeceklerinin çıkarılmasını ve geri kalan elbiseleri ile gömülmelerini emretti.”[38]
Bu ve benzeri hadislere dayanılarak şehide uygulanacak şu hükümler verilmiştir:
a. Şehit Kefenlenmez
Kandan başka bir pislik (necaset) bulaşmamışsa, şehidin elbisesi çıkarılmaz ve ayrıca bir kefenle de kefenlenmez. Ancak elbisesi kefen olmaya yetmiyorsa[39] tamamlanır. Parke, zırh, çelik yelek, miğfer, bot, mess, deri giyecekler vb. ise çıkarılır. Bu şekilde muamele edilmesinin vacip olduğuna hükmedenler de bulunmaktadır.[40]
b. Şehit Yıkanmaz
Elbiseleri çıkarılmayan şehidin üzerinde kandan başka bir pislik (necaset) bulunmuyorsa yıkanmaz. Bunun vacip olduğunu söyleyenler olmakla birlikte sünnet olduğuna dair görüş tercih edilmiştir. Ancak Şafii mezhebine göre şehidi yıkamak haramdır. Delil olarak da, Kur’an nassıyla hay (hayatta, canlı) olduklarının sabit olduğu ve Hz. Peygamber’in Uhud şehitlerini yıkamadığı rivayetleri kullanılmaktadır.[41]
c. Şehidin Cenaze Namazı Konusu
Bu konuda mezhepler arasında ihtilaf bulunmaktadır. Hanefi mezhebine göre şehidin cenaze namazı kılınmalıdır.[42] Nitekim Hz. Peygamber’in Uhud şehitlerinin cenaze namazlarını kıldırdığına dair hadisler bulunmaktadır. Meselâ İbn Abbas şöyle diyor. “Uhud günü şehitler onar onar getirildi ve Hz. Peygamber namazlarını kıldırdı. Hz. Hamza ise bütün şehitlerin namazı bitinceye kadar kaldırılmadı, yerinde bırakıldı.”[43] Yani her on kişi ile birlikte Hz. Hamza’nın namazı tekrar kılınmış oldu. Diğer üç mezhebe göre ise şehidin cenaze namazı kılınmaz.[44] Çünkü cenaze namazı ölüye dua ve şefaat anlamındadır. Oysa şehidin yükseldiği mertebede bunlara ihtiyacı yoktur. Diğer taraftan cenaze namazının kılınabilmesi için cenazenin temiz olması gerekir. Oysa şehidin cenazesi yıkanmadığı için hükmen temiz değildir. Hz. Peygamber’in Uhud şehitlerinin namazını kıldırdığına dair hadisler ise zayıftır.[45]
d. Bir Mezara Birden Fazla Şehidin Gömülmesi
Savaş zamanı olağan üstü bir zamandır. Günümüzün gelişmiş teknolojisine rağmen, savaşlarda ölen kişilere, normal zamanda ölen bir kimseye yapılan işlemi uygulamak mümkün görünmemekte veya çok büyük zorluklar doğurmaktadır. Bir anda ve bazen binleri bulan savaş şehidini tek tek, sular ısıtarak yıkamak, üçer dörder kat kefenlemek, her birine istenen ölçülerde mezar kazmak ve cenaze merasimi yapmak, olağan üstü bir zorluk çıkaracaktır. Evrensel olan İslâm, ihtiyaç görüldüğünde, birden fazla şehidi aynı mezara ve yıkamadan, kefenlemeden hatta alimlerin çoğunluğuna göre namazını bile kıldırmadan gömmeye cevaz vermiştir.[46]
Deniz ve Hava Şehitleri
Hz. Peygamber döneminde savaşlar daha çok karada yapılırdı. Gemi tekniği gelişmediğinden ötürü deniz savaşları ya yoktu veya yok denecek kadar azdı. Onun için Hz. Peygamber, deniz şehitlerine az değinmiştir. Ancak, denizin zorluklarından ötürü onların kara şehitlerinden üstün olduklarını dile getirerek, denizde şehit olanların, karada şehit olanlara nazaran iki kat sevap alacaklarını şöyle belirtmiştir: “Allah Taala, ruhların alınması için ölüm meleğini görevlendirmiştir. Fakat deniz şehidinin canını bizzat kendisi alır. Borç dışında kara şehidinin bütün günahlarını affeder. Deniz şehidinin ise, borcunu da affeder.”[47] Belki de deniz şehitlerine iki kat sevap verilmesi, borcunun da affedilmesi demektir. Kul hakkı olan borcun affedilmesi için, alacaklının Allah tarafından razı edileceği şeklinde bir şerh koymak uygun olur kanaatindeyiz.
Hava taşımacılığı ve havada yapılan savaşlar ise, hem yakın bir geçmişe sahiptir, hem de denize nazaran daha tehlikeli, daha riskli ve daha ürperticidir. Onun için havada kazaya uğrayarak veya düşmanla çarpışarak şehit olmak, kara ve deniz şehitlerine nazaran kişiyi, belki üç-dört kat sevaba mazhar edebilir.

